Antropolojinin Kurumsallaş(ama)ması

ANTROPOLOJİNİN KURUMSALLAŞAMAMASI

Bu yazı ülke çapında ya da dünya çapında antropolojinin kurumsallaşması ve gelişmesi hakkında değildir. Bu yazı, antropolojinin bu ülkede nasıl kurumsallaşamadığıyla ilgili bir gözlem, bir eylemdir.

Hepimizin bildiği gibi antropolojinin diğer disiplinlerle ilişkisinin hiyerarşisi her zaman tartışmalı olmuştur. Arkeoloji, antropolojinin bir alt disiplini midir yoksa tam tersi mi? Paleoantropolojinin fiziki antropolojiden farkı nedir? Fiziki antropolojinin arkeogenetikten ya da zooarkeolojinin paleontolojiden farkı, ayrımı, ilişkisi nedir gibi onlarca soru ve karmaşa vardır (Yo hiç de karmaşık değil diyorsanız, bir ekolün tanımlarını kabul etmiş, ilerliyorsunuz demektir. Ben edemiyorum).Bu karmaşa, farklı vizyonların farklı adlandırmalarından kaynaklanır çoğunlukla dünyada. Mesela ABD’de arkeoloji kesin bir şekilde antropolojinin alt disiplinidir. Çoğu antropoloji öğrencisinin okullarda öğrendiği antropoloji ayrımı da bu ekole dayanır zaten. Yani antropolojinin; arkeoloji (arkeolojik antropoloji), fiziki antropoloji, sosyo-kültürel antropoloji (ki bu alt disiplinin adı da ekolden ekole değişmektedir) ve linguistik. Avrupa’da durum daha farklıdır, mesela arkeoloji antropolojiden tamamen bağımsız olarak gelişmiştir ki post-yapısal arkeoloji akımlarının ortaya atılmasıyla bu durum gelişmiştir.  Amerikan ekolunun ayrımını kullandığımız Türkiye’de ise antropoloji üç alt disiplinle kurumsallaşmıştır. Bunlar; kültürel antropoloji, paleoantropoloji ve fiziki antropoloji. Yani bu durumda Türkiye’de Amerikan ekolünün ayrımı öğretilse de kurumsal bağlamda hiç de öyle değildir hatta arkeoloji de kendi içinde üç alt disipline ayrılmış, üniversitelerde ayrı ayrı okutulmaya başlanmıştır son yıllarda.

Eğitim hayatım boyunca kendime belli bir alanda spesifikleşmem gerektiğini ancak böyle uzmanlaşabileceğimi söyledim durdum her ne kadar eğitimime felsefe, pazarlama, sosyoloji gibi alanları katıp çalışma alanımı/alanlarımı sürekli olarak genişletmeye yönelik bir eğitim süreci oluştursam da, uzmanlaşmak için daralmam gerektiğini biliyordum. Belki de mesele uzmanlaşırken kaçırdıklarımız ve uzmanlaşmayı diğer her şeyi yok saymak olarak algıladığımızdan kurumsallaşma yolunda yaşadığımız sorunlar. Kurumsallaşamayan antropoloji varlığıyla ilgili bir sıkıntı olduğu için değil, beceremediği için kurumsallaşamamıştır bu ülkede. Olmamıştır yani. Olamamıştır.

Antropoloji çalışmaları ve kurumsallaşması (yeni üniversitelerde açılan antropoloji bölümleriyle) son yıllarda iyimser baktığımızda göreli olarak gelişme gösterirken ülkede ne kadar ve nasıl geliştiğine değinelim istiyorum.

Kavganın gürültünün bol olduğu bir yerde her ‘kral çıplak’ diye haykırışınız sizi biraz daha aforoz eder. ‘Ya ben bunu okuyup ne yapacağım’ demeden alanına gönül vermiş bütün öğrenci arkadaşlarım, antropolojinin her bir alt-üst-yan disiplininden çalışmalar yapmış, yapan bütün değerli antropoloji öğrencileri, ben ve benim gibi dişini sıka sıka alanına bir şeyler katmaya ve alandan bir şeyler almak için çırpınan sevgili insanlar, hepimiz farkındaydık bu işe başlarken ve farkındalığımız azalmadı.

Bu ülkede ve dünyada bilimselliğe ihtiyacımız olduğu kadar, dürüstlüğe ve samimiyete de ihtiyacımız var. Antropolojiyi bilimsel ve farkındalıklı şekilde geliştirdiğimiz günler dileğiyle.

Bu yazı Antropoloji, Primatoloji kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir