Şempanzeler Bize İnsan Olmak Hakkında Çok Fazla Şey Söyleyemez

Primat akrabalarımıza olan benzerliğimizi anlamak değerli olsa da, bazen türlerimizi neyin ayırdığını anlamaya ihtiyacımız var. Yani benzeştiği değil farklılaştığı noktayı anlamamız gerekmektedir.

Başkan Trump’ı şempanzeyle karşılaştırarak iç görü kazanır mıyız?

(Araştırmacı burada Primatolog Jane Goodall’ın, ABD Başkanı Trump’ı agresif bir şempanzeye benzetmesine atıfta bulunuyor. Goodall’ın kurduğu bu benzerlik üzerine dönen tartışmalar yazının sonundaki linklerde verilmiştir)

Diğer primatlar üzerinde çalışarak insanlar arasında toplumsal cinsiyete dayalı şiddet konusunda faydalı bir şeyler öğrenebilir miyiz? Şempanzeleri veya bonoboları gözlemlemek, insanların neden savaşa gittiğini veya birbirleriyle nasıl daha iyi anlaşabileceğini söyleyebilir mi?

İnsan davranışları için hayvanın “köklerini” bulmaya çalışmanın dürtüsü, insanların da hayvan olmasından kaynaklıdır. Bizler memeliler, primatlar ve hominoidleriz (maymunların süper ailesi). Bu gerçeklerden dolayı evrimsel tarihimizi, DNA’mızı ve fizyolojimizi diğer canlılara kıyasla şempanzelerle (bonobolar dâhil) daha çok paylaşıyoruz. Bu birlikteliğin ışığında, birçok araştırmacı insanı daha iyi anlamak için şempanze dünyasını mercek altına alıyor.

Tartışma, savaş, cinsel baskı, erkek saldırganlığı, alet yapımı ve kullanımı, avlanma gibi birçok örüntünün hem şempanzelerde hem de insanlarda olduğunu ileri sürebiliyorsak; sebebi bu örüntülerin evrimsel olarak eski ve paylaşılan özellikler olmasından ileri gelmektedir. Bu nedenle, şempanzelerde bu davranışların ardındaki nedenlerin anlaşılması, insanlarda benzer davranışların anlaşılmasında ipucu verebilir.

Bu öncül yaklaşım güzel ancak çoğunlukla yanlıştır.

İnsanlar ve şempanzeler arasında önemli bir ayrışma vardır.  Türler arası karşılaştırmalardan evrimsel bir anlam çıkartmak için, aynı temeldeki evrimsel süreçleri karşılaştırdığımızdan ve “benzer” kalıpların gerçekten benzer olduğundan emin olmalıyız.

Şempanzelerin ve insanların bugünkü davranışlarının çoğu, doğrudan karşılaştırılabilir değildir – çünkü milyonlarca yıldır bağımsız olarak evrimleştik. Bu oldukça farklı evrimsel yolların yanı sıra, her iki tür de dünyada olmanın farklı bir yolunu seçmiştir.

Son zamanlarda odağımızın çoğunu en yakın akrabalarımız ve diğer canlılar arasındaki büyük bağlarımız oluşturmaktadır. Bu bağlantıları incelemenin hatalı ve hatta tehlikeli sayılacak düşünceyi ortadan kaldırma fırsatı da dâhil olmak üzere birçok nedeni vardır. Tarihsel açıdan günümüze kadar; belli akademisyenler, filozoflar ve din düşünürleri insan “doğasının” başka canlılarla hiçbir bağlantısı olmaksızın, doğal dünyanın dışında yattığını iddia etmişlerdir.

Örneğin, “insan tekliği” dâhilindeki bir inanç, diğer türlerin sömürülmesini haklı çıkarmak için kullanılmıştır. Ve diğer primatlarla olan bağlantımızı tanımayı reddetmek; biyoloji ve tarihimizdeki evrim geçmişini reddeden, vücudumuz ve yaşantımızla ilgili temel gerçeklikleri inkâr eden evrim karşıtı bir dogmanın özelliğidir.

Diğer primatlarla, özellikle şempanzelerle paylaştıklarımızın oldukça fazla olduğunun bilincinde olmak, insan kibriyle başa çıkmamıza ve onun (insanın) doğal dünyanın üstünde veya dışında olduğu algısını kırmamızı sağlar.

Morfolojimizin ve fizyolojimizin görünüşleri ve genel olarak sosyal davranış örüntülerimiz bizi diğer primatlarla bağlayan noktadır. Şempanzeler (ve çoğu primatlar) gibi, biz insanlar sosyal dünyamıza ve yeteneklerimize büyük önem veriyoruz. Toplumumuz ve beraberinde içkin olarak gelen mecburi bir sosyal yoğunluk da primat olmanın, evrimsel mirasımızın bir parçasıdır.

Araştırmacılar 50 yıldan fazla bir süredir birden fazla şempanze toplumunu gözlemlemektedirler, bu yüzden bu primatların neyi yapıp neyi yapmadığını çok iyi biliyoruz. Şempanzelerin büyüleyici bir sosyal gelenekler dizisi (fındıkları kırmak için taşları, su içmek için yaprakları, termitleri avlamak için dal parçaları alet olarak kullanma) ve kapasiteleri (karmaşık sosyal hiyerarşileri, derin sosyal ilişkileri, diğer şempanze topluluklarıyla karmaşık grup çatışmaları) vardır. Bu davranışları incelemek; şempanzeler ve onların evrimi hakkında bize çok şey anlatabilir. Aynı zamanda insanlar hakkında bazı şeyleri de ortaya çıkarabilir. Ancak şempanzelerin nakit ekonomileri, hükümetleri, dini kurumları, inançları veya fanatikleri olmadığını da biliyoruz. Birbirlerini tutuklayıp sınır dışı etmiyor ya da büyük maddi veya sosyal eşitsizlik ekonomileri yaratmıyorlar. Gezegen çapında ekosistemleri değiştirmiyor; şehirler ve uçaklar inşa etmiyorlar, diğer binlerce neslin tükenmesine sebep olmuyorlar ya da bilim blogları yazmıyorlar. Bunları biz yapıyoruz.

Bizler, etrafımızdaki dünyaya bakabildiğimiz, tamamen yeni olasılıklar hayal eden; bu hayalleri maddi gerçekliğe dönüştüren ya da en azından bunu deneyen oldukça özel bir memeli, primat ve hominoidiz. Bu gezegendeki tüm yaşamın en merhametli, en acımasız, en yaratıcı ve en yıkıcı olma sıfatlarına evrildik. Ve bu yetenekleri sık sık ortaya koyarız. Bu ayrımın nasıl ortaya çıktığı önemliydi.  Bizi insan yapan ekolojik özellikleri daha iyi anlayabilmemiz, yalnızca insanlığın diğer maymun soylarından ayrıldığından beri olagelen evrimsel tarihini derinlemesine incelemekten geçmektedir.

Öncelikle insanlar ve şempanzeler (ve diğer hayvanlar) arasındaki bağa tanımadan, anlamadan ve araştırmadan odaklanmak; eleştirel çağdaş zorluklara evrimsel kavrayış sunma yeteneğimizi zedelemektedir. Ne faşizm ve iklim değişikliği ne de cinsiyet ayrımcılığı, #BenDe (#MeToo) hareketi, yükselen milliyetçilik şempanzelerle paylaştığımız geçmişle açıklanabilmektedir.

İnsan ve şempanzenin soyağacının ayrımından bu yana 7-10 milyon yıl içinde çok değiştik. Genetik olarak, 17 milyon tek-nükleotid polimorfizmini – yani DNA’mızdaki tek lokasyon değişikliklerini – biriktirdik.

Şempanze genomlarına kıyasla 2.5 milyon insersiyona ve delesyona (DNA’nın karıştırılması) sahiptik. Yeni araştırmalar, insan ve şempanzeler arasında farklılık gösteren beyin yapısı ve işleviyle ilgili düzinelerce gen tespit etti. Morfolojik olarak yağ-kas oranımızı arttırdık; ellerimiz, ayaklarımız, yüzlerimiz ve alt ekstremitelerimizde kemikleri, kasları ve ligamentleri yeniden düzenledik.

Evrimsel tarihimize kısa bir yolculuk bizim ve akrabalarımız arasındaki farklılıkların karmaşıklığını daha da açıklığa kavuşturur. Kendi cinsimiz olan “Homo”nun üyelerine dair ilk kanıtlar 2-3 milyon yıl öncesine dayanmaktadır. Tüm primatlar gibi, bu ilk atalar karmaşık sosyal yaşamlara sahipti ancak bu ilk atalar, grup bütünlüğünün yoğunluğu bakımından diğer primat türlerinin çoğundan ilerdeydi ve arka ayakları üzerinde yürüyebiliyorlardı. Taşların potansiyel birer alet olabildiğini gördüler ve bu vizyonu onlardan önce gelen homininlerden aldılar.  Sadece kendi çıkarları için kayaları şekillendirmediler aynı zamanda bu gezegendeki diğer türlerin ötesine geçerek bu yetenekleri geliştirdiler, genişlettiler ve ustalaştılar.

Sonraki 1,5 milyon yıl içinde, Homo cinsi mensupları hem davranışsal hem de nörobiyolojik olarak karmaşık bir biçimde değişmeye devam ettiler. Güçlü bir geri bildirim döngüsü başlamıştı: yeni yetenekler elde edilebilecek şeyleri arttıran fırsatlar yarattı. Yenilikler arasında daha karmaşık taş alet yapımı, çocukların ortak bakımı, ateşin kontrolü ve anlam yükledikleri malzemelerin oluşturulması yer aldı. Gezegenimizde ekolojik anlamda genişlememizle beraber besin arama yeteneğimiz de arttı. Beynimiz boyutu ve karmaşıklığı arttı. Bugün, birçok primat dâhil olmak üzere diğer memelilerle karşılaştırıldığında, beynimiz vücudumuzun büyüklüğüne göre altı kat daha fazla büyüdü. Beynin özellikle karmaşık düşünce, planlama ve karar verme ile ilişkili alanları olan frontal lobların ve genel korteksin nispi büyüklüğünü ve karmaşıklığını arttırdık. İnsanların en yakın akrabalarımızla karşılaştırıldığında yetişkin bir beyin geliştirmesi üç kat daha uzun sürmektedir.

Son 300.000-400.000 yıl içinde, insanın ortaya malzemeler ve sosyal karmaşıklık arttı. Homo’nun coğrafi olarak uzak nüfusları olarak ortaya çıkan insan toplulukları daha büyük bir sıklıkta etkileşime girmeye başladılar. Bu ilişkilerin dışında, farklı olarak insan ekolojileri doğdu. Bu süreçte bilgiyi farklı seviyelerde paylaşmayı ve ona ulaşmayı sağlayan zengin ve şaşırtıcı derecede karmaşık morfolojimizi, vokalizasyonu, ifadeleri, sembolik süreçleri (“dil” olarak adlandırılan) geliştirmeye başladık.

Şimdi geçmişi, geleceği, içsel durumları,  umutları ve hayalleri tartışabiliriz. Bu kavramları uzak ve geniş bir alana taşıyor, hatta bunları kitaplar, makaleler gibi önemli materyallere yerleştiriyor, kayıt ediyoruz. Kaydedilen tarihler ve hikâyeler sayesinde, insanlar ölümünden sonra bile düşüncelerimizi, fikirlerimizi, deneyimlerimizi, dileklerimizi ve vizyonlarımızı diğer insanlara iletebilirler.

Atalarımızın yaratıcı anlam kazandığına dair maddi kanıtlar, bu tür uygulamaların kabaca 40.000 ile 300.000 yıl önce yaygınlaştığını göstermektedir. Gravürler, boncuklar, mağara sanatı ve figürinler, atalarımızın yeni nesnelere ve temsillere nasıl yansıdıklarını ve kendilerini ve dünyalarını yeniden canlandırmak için nasıl yarattıklarını veya değiştirdiklerini ortaya koyuyor. Bu dönem büyük olasılıkla; fırtınalar, ayın hareketi ve hatta ölüm gibi gözlemlenebilir fenomenler için açıklamalar oluşturmaya başladıkları da dönemdir.

Bu insanlar bugünkü düşünme biçimimize benzer şekillerde düşünebilme kapasitesine sahipti. Ve benzerlik orada bitmedi. Bu döneme ait fosiller, günümüz insanlarının kemiklerine, herhangi bir önceki popülasyondan daha çok benziyor.

Birkaç yüz bin yıl önce, çok karmaşık, yenilikçi ve hiper-karmaşık bir ekolojik uygunluk içinde var olan organizmalar haline gelmek için oldukça karmaşık sosyal özelliklere sahip hominin kökenlerinden bugüne geldik. Türlerimiz kendisini ve etrafındaki dünyayı yeniden şekillendirmek için hayal gücünü, karmaşık aletleri, sosyal ağları yoğun bir biçimde kullanan canlılar oldu.

Son 8.000-15.000 yıllar arasında, yaşamlarımızı nasıl yapılandıracağımızı şekillendiren mülkiyeti yanı sıra sahip olma ve kimlik kavramlarını yarattık. Hayvan ve bitki türlerinin evcilleştirilmesi bununla beraber besinleri yetiştirme ve depolamada kullanılan yöntemler, yeni yerleşim örüntülerini oluşturmamızı sağladı. Sosyal örgütlerimizdeki ortaya çıkan dönüşümler, bir yaşam oluşturmanın yaratıcı yollarını oluşturdu.

Ve yapısal yenilikler ve yeni sosyal fenomenler, sosyal düzenleri ortaya çıkarmakta ve barındırmaktadır.  Kentler, komünal anıtsal mimari, dini kurumlar, geniş çaplı politika ve ekonomiler, eşitsizlik ve savaş gibi her şey ortaya çıktı, genişledi ve gelişti. Her ilerleme, farklı insan davranışlarının olasılıklarını ve modellerini yeniden yapılandırdı. İnsanlık tarihinin bu son aşamasında; toplumsal cinsiyet, siyaset ve ekonomi (önceki dönemlere kıyasla çok daha fazla) insanın dünyayı yaşama ve deneyimleme biçimini etkiledi. Bu yeni ve giderek karmaşıklaşan süreçler; giderek daha fazla yapılandırılmış, geniş kapsamlı ve eşit olmayan insanın sosyal gerçekleri için kapılarını açtı.

Şempanzeler (ve diğer birçok hayvan) karmaşık toplumlara ve sosyal yaşama sahiplerdir. Ancak, insanlığımızın ve türümüzün ayrılan evrimsel tarihi bağlamında gerçekleştirdiği her şeyi konumlandırmak kritik olacaktır.

İnsanların yaşamları boyunca edindikleri, kullandıkları ve değiştirdikleri tüm beceriler; bizim özel evrimsel geçmişimizin ve bugünümüzün süreçleri ve örüntüleri tarafından özellikle (ama sadece özel olarak değil) kolaylaştırılmıştır. İnsan davranışları insanların ne olduğu ve ne yaptığı, bedenlerimizi ve zihinlerimizi nasıl geliştirdiğimiz bağlamında incelenmelidir. Birçok insan sürecinin, evrimsel yörüngelerimiz arasındaki önemli farklılıklar nedeniyle şempanzelerde doğrudan karşılaştırmaları yoktur.

Trump’ı bir şempanze ile karşılaştırmak yanlıştır. Trump’ın agresif bir alfa erkek şempanzesine benzediğini belirterek, davranışının derinlemesine açıklanmasının şempanzelerle paylaştığı evrimsel kökler ve davranış kalıplarından kaynaklandığını ima eder. Bu duruş, eylemlerini destekleyecek ve kolaylaştıracak çağdaş insanlık oyunlarındaki farklı insan süreçlerini ve bağlamlarını göz ardı ediyor. Bu bağlamlar toplumumuzdaki ekonomik, ırkçı ve cinsiyetçi süreçlerden kaynaklanan belirli eşitsizliklerin tarihini ve mevcut gerçekliğini içerir. Davranışlarını etkili bir şekilde eleştirmek ve onlara meydan okumak için bu gerçekleri çizmeliyiz.

İnsanların ve şempanzelerin paylaştıkları ortak alanlar çoktur ancak iş çağdaş insan davranışlarıyla uğraşmaya gelince, insanın evrimsel tarihlerine ve güncel gerçeklerine bakmalıyız. Bu yaklaşım bize en yakın akrabalarımızla yapılan yüzeysel karşılaştırmalardan çok daha fazlasını getirecek.

 

Kaynaklar

Agustín Fuentes’in 3 Temmuz 2018 tarihli sapiens.org’da yayımlanan yazısı: https://www.sapiens.org/evolution/chimpanzees-cant-tell-us-much-about-being-human/

Diğer okumalar:

https://www.independent.co.uk/news/world/americas/donald-trump-chimpanzee-jane-goodall-dominance-ritual-a7959246.html

http://www.newsweek.com/donald-trump-aggressive-chimp-and-may-not-last-long-668128

https://www.theguardian.com/us-news/2017/sep/14/donald-trump-alpha-male-chimpanzee-behavior

Please follow and like us:

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*